Eşler arasında boşanma gündeme geldiğinde, davanın beraberinde pek çok tartışma, anlaşmazlık ve husumetler ortaya çıkmaktadır. Bunların başında aile konutunun eşlerden hangisine tahsis edileceği ve kullanımında kimin söz sahibi olacağı gelir.
Konut: sözcük anlamı itibariyle ikamet edilen bağımsız bölümdür. Aile konutu ise eşlerin ortak hayatlarını birlikte sürdürdükleri, çocuklarıyla birlikte yaşam faaliyetlerine devam ettikleri mekân, konuttur. Burada önemli olan husus eşler arasında evlilik birliğinin gerçekleşmiş olmasıdır. Bir evin, aile konutu olarak nitelendirilebilmesi için, ailenin sürekli olarak yaşamsal faaliyetlerini orada geçirmeleri gereklidir. Dolayısıyla konutun kullanımı fiilen hüküm sürmelidir. Aile konutunun tam tanımı Türk Medeni Kanunu’nda yer almamaktadır. Bunun için “Aile Konutu” kavramının özelliklerini doktrindeki akademik paylaşımlar ile Yargıtay’ın kararları çerçevesinde belirleyebiliyoruz.
Yargıtay kararları doğrultusunda “Aile konutu; eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdikleri acı, tatlı günlerini yaşadıkları, yaşam faaliyetlerini yoğunlaştırdıkları mekândır. Aile konutu tektir.” görüşünün hâkim olduğunu çıkarabiliriz. Kanunda aile konutunun sayısı ile ilgili bir sınırlama getirilmediğinden yazlık, bağ evi, dağ evi vb. gibi ikinci evin aile konutu olarak nitelendirilemeyeceği gündeme gelmektedir. Ancak doktrindeki görüşlere baktığımızda, diğer konutunda aile için aynı öneme sahip olması, ailenin kısmen zamanlarını her iki konutta da geçirmesi önem kazanmaktadır. Bu çerçevede her iki konutunda aile konutu olarak kabul edilmesi gereken görüşler de mevcuttur.
Türk Medeni Kanun madde 194’te Aile konutu için, “Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Rızayı sağlayamayan veya haklı bir sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hâkimin müdahalesini isteyebilir. Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini tapu müdürlüğünden isteyebilir.
Aile konutu eşlerden biri tarafından kira ile sağlanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle, sözleşmenin tarafı hâline gelir ve bildirimde bulunan eş diğeri ile müteselsilen sorumlu olur” şeklinde düzenlenme yapılmıştır.
TMK md.1023’e göre, “Tapu kütüğündeki tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.”
Burada en önemli husus, aile konutu eşlerden birinin mülkiyetinde bulunması halinde, diğer eşe bu konut üzerinde şerh koydurma hakkının tanınmasıdır. Bu şerh kurucu nitelikte değildir. Onun içinde tapu kütüğünde, “aile konutu” şerhi yoksa, diğer eşin rızası alınmadan yapılan bir örneğin satış işleminde üçüncü kişinin bu hak kazanımı korunmayıp, iyi niyetli olup olmadığına bakılacaktır. Eğer üçüncü kişi iyi niyetli değilse, kazandığı ayni hak korunmayacaktır. Ancak bir de eşin rızası alınmadan gerçekleştirilen haksız kazanım, üçüncü kişinin iyi niyetine rağmen geçersiz sayılacaktır ve sayılmaktadır.
Eşlerden biri TMK md.194’e göre, yaşamlarını sürdürdükleri konuta, Tapu Sicil Müdürlüğü’nde “aile konutu” şerhi konulması talebinde bulunduğunda, ikametgâh, bina yönetiminden alınan belge ve evlilik cüzdanlarını başvuru sırasında yanlarında götürmeleri gerekmektedir. Bu kapsamda Tapu kütüğündeki beyanlar hanesine, aile konutu şerhinin düşülmesi kural olarak evlilik birliğinin sonuna kadar devam etmektedir. Eşlerden birinin ölümünde, evlilik birliğinin iptalinde, boşanmada ya da aile konutu olarak nitelendirilen konutun yok olmasında bu şerh önemini kaybedecektir. Kısacası Türk Medeni Kanunumuzda yer alan madde 194, evlilik birliğinin devamı ve aile konutundaki hayatın sürdürülmesinde önem arz etmektedir. Evlilik birliği sona erdiğinde edinilmiş ya da paylaşmalı mal ayrılığı rejimi doğrultusunda, ölüm halinde de miras hukuku hükümlerine göre eşlerin hakkı korunmaya alınmaktadır.
Türk Hukuku’nda aile toplumun temel taşı, aile konutu ise eşlerin müşterek hayatlarını sürdürdükleri ortak konuttur. Bir konutun satın alınmasında ya da kiralanmasında evlilik birliği süresince her iki eşinde şüphesiz ortak katkıları bulunmaktadır. Ayrıca aile konut eşlerin özel anlarını, üzüntülerini ya da sevinçlerini paylaştıkları manevi bir önemde arz etmektedir.
Bu bağlamda, aile konutu üzerinde kadın eşten habersiz bir hak tesisinde, bu durum kadın ve ortak çocukların zarar görebileceğine neden olmaktadır. TMK md.194 ile, eşin rızası alınmadan aile konutunun ve buradaki kira sözleşmesinin feshedilmesi, konutun üzerindeki haklarda müdahalede bulunabilmesi söz konusu olamaz.
AV. NAZLI GÜLCE BAŞAK
